Paul Celan, çevirmiş olduğum ‘Corona’ isimli şiiri 1952 yılında neşretmiş olduğu ‘Mohn und Gedächtnis’ yâni ‘Haşhaş ve Hatıra’ adlı kitabında yayınlamıştır. Paul Celan bitkilerin dünyasına hayran idi. Her türlü bitki illüstrasyonlarını ve Rumence, Fransızca, Almanca ve Rusça’daki bütün bitki isimlerini içeren kitapları bitmek tükenmek bilmeyen bir merakla okurdu. Bu sebeple şiirlerinde ‘açmak’, ‘yükselmek’, ‘yeşermek’ gibi fiilleri sık kullanmış, istiareleri seçerken hep bitkilerin dünyasından faydalanmıştır. Aslında bu sebeple Almanca ‘Mohn’ kelimesine karşılık olarak belki de Türkçedeki ‘Haşhaş’ yerine ‘Afyon Çiçeği’ kelimesini kullanabilirdim. Ancak ‘Haşhaş’ kelimesinin ses bakımından daha uygun olduğunu fark ettim.
Celan’ın ‘Corona’ isimli şiirinde gizli olan bazı anlatılar, Ingeborg Bachmann’ın (19261973) Malina isimli romanında kendini ortaya çıkarır. Bachmann’ın, Viyana’da felsefe okurken 1948 yılında karşılaşmış olduğu Paul Celan ile sanatsal ve entelektüel birlikteliği daha sonra Paris’e taşınacaktır.2 1950 yılında Bachmann, Celan’ı Paris’te ziyaret eder. 1952 yılında Almanya Niendorf’ta ‘Grup 47’ tarafından tertiplenmiş bir okuma gününde tekrar buluşurlar. Yıllarca karşılıklı mektuplaşırlar. Bu mektupların çoğu hâlâ gizemini koruyor. Mektupların çoğu arşivlerde bekliyor. Ingeborg Bachmann ve Paul Celan arasındaki bu bağ ve yazdıkları, buluşmaları, hikâyeleri, tanıklıkları birçok tarihî olayla da iç içe gelişiyor. Aldıkları ödüller ve katıldıkları gruplar dahi aynı olan bu iki şâirin, edebiyatçının sonları da az çok benzerlik taşıyor. 20.Yüzyıl’da Alman Dili’nde yazan yazarların önde gelenlerinden Paul Celan, Nisan 1970’de intihar etti ve aynı şekilde değerli bir düşün insanı, şâir ve edebiyatçı olan Bachmann ise 17 Ekim 1973 yılında Roma’da bulunan evinde çıkan meçhul bir yangın sonucu ağır yaralanarak hayata veda etti.3 İki düşün insanının ölümleri hâlâ gizemini koruyor.
Ingeborg Bachmann’ın, Paul Celan’ın 1970 yılındaki intiharından sonra yayınladığı Malina (1971) isimli romanında Celan’ın şiirlerinden seçilmiş imgelere rastlarsınız. Ünlü Malina romanında satırlar arasına gizlenmiş şifreli cümlelere tanık olursunuz. Bununla beraber özellikle de çevirmiş olduğum şiirde yer alan imgelere, Bachmann’ın herhangi bir şiirinin başlığında ya da yazdıklarında rastlayabilirsiniz. Mesela, Bachmann’ın 1952 yılında Niendorf’ta ‘Grup 47’ tarafından tertiplenmiş olan okuma gününde seslendirmiş olduğu “Dunkles zu sagen” yâni “Karanlık şeyler söylemek” şiirinin başlığı Celan’ın Türkçe’ye tercüme etmiş olduğum ‘Corona’ şiirinde bir mısra olarak yer almaktadır.
Felsefî olarak benzer renklere sahip olan bu iki büyük edebiyat insanı arasındaki ilişki daha çok ruh ikizlerinin dostça ilişkisi olarak adlandırılabilinir. Bachmann’ın Frankfurt’ta misafir hoca olarak bulunduğu esnada verdiği derslerde, Paul Celan’dan misaller vermesi, onun edebiyatını irdelemesi de bu ilişkinin boyutunu anlamak bakımından örnek gösterilebilinir. Hayatın çıkmaz sokaklarında onları bekleyen yersiz ve yurtsuz rastlantılar, gizemli metinlere ve ölümlere dönüştüler. Paul Celan, hayran olduğu bitkilerin dünyasından seçtiği ‘Afyon Çiçeği’ne konup devşirdiği, acıyla örülmüş hayat hikâyesinden damlayan gizemli balları duman olarak insanlığa üfürdü ve vakte gark olan vaktin gizemini her dâhi gibi korumasını bildi.
CORONA
Güz, avuçlarımdan yapraklarını yiyor: biz dostuz.
Cevizlerin kabuklarından zamanı soyuyor ve nasıl geçmesi gerektiğini öğretiyoruz ona:
Zaman kabuğuna geri dönüyor.
Aynada bir Pazar günü,
görülen düşte uyunulur,
ağız gerçeği sayıklar durur.
Maşuğumun cinsiyetine takılıyor gözlerim
bakışıyoruz,
birbirimize karanlık sözler söylüyor,
haşhaş ve hatıra gibi birbirimizi seviyoruz,
istiridyelerdeki şaraplar gibi,
ayın fışkıran kanlarında deniz gibi uyuyoruz.
Pencerede koyun koyuna dikiliyoruz, caddeden izliyorlar bizleri:
şte bilinen vakit geldi!
şte, taşın rahatça yükselip,
ele avuca sığmayan bir yüreği vurduğu vakit.
şte vakte gark olan vakit.
İşte o vakit.
PAUL CELAN
1952